Acısıyla tatlısıyla bir takvim yılının daha sonuna gelmişken, 2025 yılındaki yazıma çok temel bir konuyla başlamak istiyorum: sözleşmelerde şeklin önemi.
Şekil meselesi hukukun en önemli konularından birini teşkil eder. Kanunda bir hukuki işlem veya sözleşme için öngörülen şekle uyulmazsa o işlemin hiçbir geçerliliği olmayacaktır.
Şahıslarla şahıslar, şahıslarla şirketler, şirketlerle şirketler (bazen de kamu ile) gibi gerçek ve tüzel kişiler arasındaki sözleşmelerin veya genel anlamda hukuki ilişkileri düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun “sözleşmelerin şekli” başlığını taşıyan 12.maddesine göre “Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.”
Görüldüğü gibi kanuna göre bir sözleşmenin geçerliliği şekle bağlı değildir. Örneğin bakkaldan bir çikolata satın almanız hukuki açıdan bir satış sözleşmesidir, ama bakkal ile çikolata almak için yazılı bir sözleşme imzalamazsınız.
Bir marketin çikolata üreticisinden bir ton çikolata alması da bu şekildedir. Hukuken bir tane çikolata almak ile bir ton çikolata almak arasında bir fark yoktur.
Fakat bir ton çikolata satan üretici çoğu zaman ödeme-vade-teslim-ayıp vb. konuları da netleştirmek amacıyla müşterinin önüne bir sözleşme koyar.
Üreticinin buradaki amacı, yarın örneğin vadeye ilişkin bir ihtilaf olduğunda (satıcının vade farkı oranını inkar etmesi gibi) gerçek durumu sözleşmeyle ispatlamaktır. Demek ki, şeklin en önemli fonksiyonlarından biri ispattır.
Her ne kadar her konuda yazılı şekilde sözleşme yapmak zorunda olmasak da yazılı sözleşmeler bize ispat açısından bir koruma sağlarlar. İşte burada bahsettiğimiz kişilerin iradesine bağlı olan şekle biz iradi şekil diyoruz.
Hukukta bir de kanuni şekil kavramı bulunmaktadır. Kanuni şekil, bazı sözleşmelerin geçerliliğinin yazılı olmasına bağlı olduğu sözleşmelerdir. Mesela alacağın devri (temliki) sözleşmeleri yazılı olmadıkça geçerli olmazlar.
Günlük hayatta şekille ilgili sorunlar genelde resmi yazılı şekil kurallarına aykırı olan sözleşmelerde ortaya çıkar. Resmi yazılı şekil ise, yazılı olması zorunlu olan bir sözleşmenin hem yazılı hem de bir makamın (noter veya tapu gibi) önünde yapılması zorunlu olan sözleşmelerle ilgilidir. Örneğin taşınmaz satış sözleşmesi böyledir. Türk Borçlar Kanunu’nun taşınmaz satışını düzenleyen 237. Maddesine göre taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır.
Burada bahsedilen resmi şekil, sözleşmenin tapu memuru önünde (artık noterlerde de yapılabilir) yapılması gerektiğini ifade eder. Yani alıcı ve satıcı bir taşınmazın satışı için tapuya gitmeli ve sözleşmeyi tapu memuru huzurunda imzalamalıdır.
Ülkemizde özellikle kişilerin uzun yıllar arsa, ev veya dükkan gibi taşınmazları aralarında yazdıkları bir kağıt üzerinden veya onu dahi yapmadan sadece para havalesi ile sattıkları bilinmektedir.
Bu satışlar, resmi şekle aykırı oldukları için sonradan iptal edilmektedir. Aslında iptal sebebi geçersizlikten ziyade, o sözleşmelerin resmi şekilde yapılmadıkları için hukuk aleminde hiç doğmamış olmalarıdır.
Bu durumda taşınmaz hukuken hiçbir zaman alıcının olmadığı gibi satıcı da aldığı bedeli alıcıya iade etmelidir. Bu davalar genellikle, bir resmi şekle aykırı şekilde satılan bir taşınmazın yıllar sonra değer kazanması halinde gündeme gelir.
Satıcı değer kazanan taşınmazı geri almak istediğinde bu davayı açar ve alıcıya ödediği satış bedelini faiziyle iade eder. İade edilen bedel ise genellikle dava tarihindeki rayiç bedelin altında bir bedel olur.
Hakim ise kanuna göre, alıcının mahkemeye sunduğu ancak tapuda düzenlenmemiş olan sözleşmeye itibar etmek zorunda değildir (somut olayın özelliklerine göre satıcının kötü niyetli olması hali hariç).
Yanı alıcının “ama biz aramızda sözleşme yapmıştık” şeklindeki sitemi onu korumayacaktır.